A Memento for Istanbul
A thrilling tale which moves back and forth through time, from the early days of Byzantium to the thriving metropolis of Istanbul...
A corpse is discovered at the base of the statue of Atatiirk in old Istanbul, an antique coin left in its hand...
But it's not to be the last corpse and the bodies soon begin to pile up...
And so the hunt for the killers begins...
Seven murders, seven sovereigns, seven coins and seven ancient monuments, with one thread binding them all: the history of one of the world's most mysterious and most dazzling cities.
"The sea was shrouded in a mist, our boat hidden from view. Istanbul was lost in the mist. Only the minarets of Sultanahmet Mosque, the dome of the Hagia Sophia and the turrets ofTopkapi Palace were visible above the haze.
The city seemed unblemished and pure, unharmed and untouched, the white mist veiling anything and everything which could blight the view. It was like a vision from an ancient myth emerging for a fleeting moment before the light of the day...
A newly founded city, a new start, shimmering in the grey light of dawn... Young, vibrant and full of hope...
We were looking at the city from the sea. At King Byzas' legendary country, at Constantine's imperial capital, at the stone necklace of the walls built by Theodosius II, at Justinian's peerless Hagia Sophia, at Topkapi Palace, from which Mehmed the Conqueror ruled over half the known world, at the Lawmakers stunning Siileymaniye Mosque...
From out at sea we gazed upon those kings, those extraordinary generals and captains, at the nobility and the citizens of repute and bearing, at the slaves and the Sufis and the saints...
At the women: Pulheira, Theodora andRoxelana... From our vantage point out at sea we looked back upon heroics, cowardice, creativity and destruction, at intelligence, foolhardiness, compassion and cruelty...
From out at sea we gazed upon the whole of man's madness and mystery, at the entirety of his daring and his exploits."
Başkomser Nevzat 3 - Davulcu Davut'u Kim Öldürdü?
HER KATİLİN BİR HİKÂYESİ VARDIR.
O HİKÂYE Kİ SİZE İNSANI ANLATIR.
Başkomser Nevzat 1 - Çiçekçinin Ölümü
HER KATİLİN BİR HİKAYESİ VARDIR. O HİKAYE Kİ SİZE İNSANI ANLATIR.
“Bir suçluyu yakalamak… Bataklıkta sivrisinek avladığının farkındaydı... Polisliğin insan öğüten bir meslek olduğunu çoktan fark etmişti… İyi de polislik gerçek anlamda,Gerçekten bir ‘iş’ miydi? BAŞKOMİSER NEVZAT
...
Başkomser Nevzat 2 - Tapınak Fahişeleri
HER KATİLİN BİR HİKAYESİ VARDIR. O HİKAYE Kİ SİZE İNSANI ANLATIR.
“Ne garip değil mi Komser? Ben sahte peygamberlerden medet umdum,Satanist kardeşim şeytandan Medet umuyor.” TAPINAK FAHİŞESİ
...
Patasana
An excavation of an antique Hittite settlement near the city of Gaziantep in Southeast Anatolia. Inscribed tablets dating back three thousand years and the onset of a string of murders that coincides with their discovery. The confessions of an ancient scribe -Patasana. Dark secrets lie hidden beneath the blinding Anatolian sun: the demise of the Hittites and the cruelty of the Assyrians... the final days of the Ottoman empire and the Armenians... modern day Turkey and the Kurds... spilled fraternal blood and the immutable destiny of the land. An elegy for the land’s history of violence and a poem for its rich cultural history... "Stranger, you who are about to be partner to my secrets. Whether you are royalty or a man of piety, kind-hearted or a tyrant, intelligent or a good-for-nothing idiot, I do not know. I hope that you are a good person. I hope your heart is full of love and courage. I hope that you are intelligent enough to understand what you read, and to learn from what you understand. And I hope that you tell others of what you have read, and that they then tell others as well... Maybe then people will start behaving sensibly, maybe then they will quit committing acts of tyranny, maybe then there will be less death, and maybe then there will be less pain."
...
Kar Kokusu (Cep Boy)
Yarı otobiyografik bir roman...
Sovyetler Birliği henüz dağılmamış. Türkiye'de askeri diktatörlüğün en karanlık günleri. Moskova'daki uluslararası okulda eğitim gören Türkiyeli devrimciler. Askeri diktatörlüğün istihbaratçıları onların peşinde. Ve karlar üzerinde bir cinayet. Cinayet sorgusuyla başlayan iç hesaplaşma. Hayatın anlamı nedir? Gerçeği kim temsil ediyor?
Sadece Türkiye Komünist Partisi'nin değil, uluslararası devrimci hareketin bir dönemine de farklı bir bakış. "Mehmet koruluğun sınırındaki dereye geldiğinde, Leonid yine yaklaşmıştı pencereye. Ama Mehmet onu görmedi. Gözleri geçeceği derenin üzerindeki küçük köprüye takılmıştı, yerler buzdan parıldıyordu. Köprüye doğru bir adım atmıştı ki, ayağı kaydı.
Düşmekten son anda tahta korkuluğa tutunarak kurtuldu. Doğrulup yeniden yürümeye başlayacaktı ki, arkasında birinin varlığını hissetti. İrkilerek başını çevirmeye çalıştı ama geç kalmıştı; derinden gelen bir ses duydu, aynı anda sırtında şiddetli bir darbe hissetti; hızla öne savruldu ama elleri hâlâ korkuluklarda olduğu için yere düşmedi.
Başını çevirip vuranı görmek istedi, başaramadı. Bakışları usulca aşağı, göğsüne kaydı, hiçbir şey göremedi. Ama sırtındaki ağırlık hissedilmeyecek gibi değildi. Birkaç saniye ayakta kaldı, başı dönüyor, kusmak istiyordu. Engellemek istedi, başaramadı, ağzından koyu bir sıvının boşaldığını fark etti. Elleri korkuluktan çözüldü, yüzüstü yere yıkıldı.
Düşerken başını köprünün buzlanmış tahta döşemesine çarpmıştı, ama hiç acı duymuyordu. Yalnızca hızla uzaklaşan birinin ayak seslerini işitti."
...
Şeytan Ayrıntıda Gizlidir (Cep Boy)
İstanbul'dan suç manzaraları... Suçun perdelediği yaşamlar... Katillerin ardındaki insanlar. Sıradan olanın gerisindeki gizem. Ülkenin gerçek bir panaroması. Karakterler labirenti...
Başkomser Nevzat'la, varoşlardan villalara, batakhanelerden sanat çevrelerine yaptığımız heyecan yüklü bir yolculuk. Trajik olduğu kadar komik, komik olduğu kadar kederli vakalar. Bize, bizi anlatan ironik öyküler.
"Cinayetin işlendiği resim atölyesi bir korku filmi setini andırıyordu. Yüksek bir tavan, ölü yüzü gibi bembeyaz duvarlar, bordo renkli kadife perdelerle kaplanmış üç dar pencere. Pencerelerin hemen önünde duran cevizden yapılma tabutun içinde, uzun saçlı, ilk bakışta kız mı erkek mi olduğu anlaşılmayan bir ceset yatıyordu.
Bütün bedenini kaplayan siyah pelerinin kalp hizasında kol saatinin kadranı büyüklüğünde bir delik vardı. Tuhaftır, deliğin etrafında fazla kan lekesi yoktu. Cesedin kalbinden çıkartıldığını sandığımız, heykeltıraşların kullandığı türden, ucu kanlı, yirmi santim uzunluğundaki bir keski, tabut ile üzerinde tamamlanmamış bir resmin bulunduğu şövalenin arasında, yerde duruyordu.
Tabutun başında saçı sakalı birbirine karışmış bir adam, ağzını her açtığında alkol kokuları yayarak, 'Karanlıklar Prensi öldü... Karanlıklar Prensi öldü,' diye dövünüp duruyordu."
...
Aşk Köpekliktir (Cep Boy)
Aşkın bütün halleri...
Tutkunun aklımızı ele geçirmesi. Kötülüğün en güzel biçimi... Rezil olmaktan duyduğumuz haz... Kırılan umutlarımızın lezzetli kederi... Çiğnenen onurumuzun getirdiği kibir.
Vicdan tutulması, bencilliğin son kertesi, yanılsamanın en derin anı... İmkânsız olanın çekiciliği... Yani gönüllü kölelik... Yani insanoğlunun en masum hali... Yani bildiğiniz delilik...
Yani en yalansız aşk öyküleri...
"Düşümü gerçekleştirdiğimden de emin değilim. Böyle bir düşüm var mıydı, yok muydu, ondan bile emin değilim. Kafam çok karışık. Daha da kötüsü, eskiden Stefan'ı düşündüğümde güzel, iyi, masumiyetle ilgili duygular uyanırdı içimde.
Coşkuyla, heyecanla, umutla dolardım. Şimdi büyük bir öfke var. Bazen insanlıktan çıktığımı hissediyorum. Düşündüklerim beni korkutuyor. Gel gör ki düşünmeden de edemiyorum. Olmuyor, beceremiyorum. Bir de oturmuş aşkın saçma olduğunu anlatıyorum.
Ben de en az aşk kadar saçmayım. Diyeceksiniz ki seni, aşk saçma biri haline getirdi. Doğru ama ben de direnemedim. Asıl tutarsızlık bende. İnsan aptalca, anlamsız bulduğu bir tutkunun peşinden gider mi? Bak gidiyorum işte. Hâlâ onu arıyorum...
Kafam karışık, canım yana yana gecenin bir yarısında bu bara geliyorum, ondan bir iz bulabilir miyim diye..."
...